sanırsam insanlık hala buna hazır değil
ikibin yılda öğrendiklerini unutması için en az iki bin yılı gerekiyor
üstad sayende okuduk başucu kitabımız oldu''şeytanın fısıldadıkları''. ama hala merak ediyorum şeytan neden fısıldadı ki?yani ben ondan sıkı bir haykırış bekliyorum da:)
Şeytanın fısıldadıkları - 1 / Emre Yılmaz
Tanrıya inanırız
Şeytanı ise biliriz
*Bir tanrı en çok kendine inananlara değil kendine inanmayanlara muhtaçtır. Onlar olmasa kendini tarif bile edemez. İşte bu yüzden aklı başında her tanrı önce kendine inanmayanları yaratır. Ve işte bu yüzden yeryüzünde bu kadar çok din ve her dinin bu kadar çok kafiri vardır.
Peki şeytanın nesi var?
İçgüdülerimiz ve ortak çıkarlarımızdan başka hiçbirşeyi
İşte bu yüzden tanrı mümin arar.
Şeytan ise ortak. Ve işte bu yüzden binlerce yıldır şeytan hep kazanıyor.
Çünkü…..
Çünkü hep kazandırıyor.
Üstelik onunla yapılan bütün işlerde kazancımız peşin ödenir. Hemen burada buracıkta nakden ve defaten, bir kerede.
*Beklide tanrıya inanıyoruz çünkü?
Çünkü şeytanı çok iyi biliyoruz. Beklide şeytan bu yüzden tanrının bir meleği olmaya devam ediyor.
Kim bilir belki de……….
Kim bilir belki de….
Şeytan tanrının bilinç altından başka bir şey değildir
Kötülük ve kötülüğün büyüsü
*”İçgüdülerimiz olmasa kimse kötü ; çıkarlarımız olmasa kimse iyi olmazdı” diye fısıldadı şeytan.
Ve ekledi , “Üstelik iyiler can sıkarlar”
*Cennet ve cehennem adlı iki filmden birini seçmek zorunda kalsanız hangisini seçerdiniz?
Yaşamak için cenneti seçeriz ve sonunda hep canınız sıkılır mutluluktan.
Seyretmek için ise cehennemi
işte sanatın özü budur.
*Üstelik kötülük iyilikten her zaman daha dürüsttür. Kötülüğün doğasıdır dürüstlük. Kimse mahsuscuktan kötülük yapmaz. İşte bu yüzden bütün günahlarınız masumdur. Sevaplarınız ise
*”insanları iyi ki sadece yaptıkları ve yazdıkları ile yargılıyorsunuz” dedi şeytan. “ benim gibi içlerinden geçirdikleri ile yargılasaydınız mother theresa’yı bile alenen kurşuna dizerdiniz”
*Günahlarınız tanrının önyargısıdır sadece.
Sevaplarınız ise cehaleti.
İçinizden geçenleri gerçekten bilse, ne ödüllendirirdi sizi bu kadar cömertçe ne de cezalandırırdı doğrusu bu kadar acımasızca
*iyilikseverlik vicdanımıza sürdüğümüz bir rujdur.
*”Nefrete sevgiden daha çok güvenirim” dedi şeytan. “Çünkü nefretin sahtesi olmaz.”
*Sevginin karşıtı nefrettir diyorlar.
Hayır.
Sevginin karşıtı nefret değildir.
Yalandır.
*Sahtekar “ ben sahtekar değilim” diyendir.
Peki ya “ ben sahtekarım” diyenler?
Onlar ise en büyük sahtekarlardır.
*Küçük her zaman daha büyüğünü gizlemek için itiraf edilir
*Gerçek : Yalanların arasından sezilir gibi olan.
Yalan : Gerçeğin boş bulunup ortaya çıkarak “ Ben gerçeğim” diye bağırması
*Samimi insanlar can sıkarlar
Neden mi?
Oyun oynamasını bilmezler
Bu yüzden samimi kadınlar yalnız kalırlar çünkü onlarla fikir ve duygu alışverişi yapılır ancak. Kırıştırılmaz
Yüksek Sosyete
*Sosyete garip bir yerdir – Ya kimse kimseyi sevmez ama hep beraberdirler – Ya da herkes herkesi çok sever ama nedense asla beraber olmazlar.
*Dostlar mı dediniz?
Dostlar……..
Onlar hayatımızın en güzel anlarını kıskanırlar ; en kötü anlarını yargılarlar; arada kalanları ise umursamazlar.
*Dostlarımız hakkında yargılarımızın çok azı iyidir.
Onlarda iyi olmazlardı; çıkarlarımız olmasa
*Nazik olun Ve her zaman terbiyeli konuşun. Çünkü bu alemde nezaket ile yapamayacağınız hiçbir kötülük yoktur.
*Sosyetede can sıkmanın altın kuralı “sohbet ederken hiçbir konu üzerinde beş dakikadan fazla durmamaktır.” Denilir. Oysa bu bir kural değildir. Sosyetenin doğasıdır. Çünkü sosyetede ne üzerinde beş dakikadan fazla konuşulacak bir konu vardır ne de bir konuyu beş dakikadan fazla sürdürebilecek bir kafa.
*Fakirliğe katlanmak daha kolay olmalı – bakıyorum milyonlarca insan her gün sabah yedi akşam yedi sessiz sedasız katlanıyor. Zenginliğe katlanmak ise çok daha meşakkatlidir – haftada bir seans psikoterapi, iki seans aerobik ve yedi gram kokainle ancak ayakta durabiliyorlar.
*Ne garip, dünyada cennetler çeşit çeşittir.
Ama cehennemler hep aynı.
*Dünyanın kanseri işadamlarıdır.
Çünkü ancak kanser hücreleri beslendikleri organizmayı harap ederek çoğalırlar.
*”Benzer iletilerin benzer şifaları olmalı. Kapitalizmin şifasını da ekonomik ve sosyal reformlarda değil ruhsal ilaçlarda aramalısınız.” Diye fısıldadı şeytan. Gelen yüzyıllarda sistemi yaşatacak olanlar ekonomistler ve sosyologlar değil kimyagerler ve psikiyatristler
olacak.
*Daha mutlu olmak mı?
Ne çok şey istiyorsunuz yahu?
Daha da mutsuz olmanızı nasıl engelleriz.
Sistem için bütün mesele budur
Devrim mi?
Hadi canım
Laroxyl,Tofranyl,Diazem ve Lithium
Xanax,Prozac,Seroksat ve Valium
ÇALIŞMAK
*Kendi seçmediğim bir yerde, kendi seçmediğim bir zamanda, kendi seçmediğim bir işte, kendi seçmediğim bir süratte, kendi seçmediğim insanlarla muhakkak bir amirin sıkı gözetimi altında direktif alarak, bütün o çocukça ceza ve ödül sistemleri ile ruhumu , bedenimi ve aklımı meşgul etmek
*O zaman niye çalışıyor enayiler
Bugün birçok insanın hemen hiç farkında olmadıkları gerçek, çalışmak zorunda bırakıldıkları gerçeğidir. Haftanın beş günü – sabah yedi akşam yedi – üretmeli ve ürettikleri hiçbir işe yaramayan hırdavatı emekleri karşılığında aldıkları ücretlerle yine kendileri tüketmelidir.
*Kapitalist işadamları da, Marksistler de aynı evrensel Tanrı’ya taparlar – ÇALIŞMAK – Bu iki zihniyetin tarikatları biraz farklıdır sadece. Marksistin tarikatı üretimdir; işadamınınki ise tüketim.
*Enayilerin sadece bir kısmı çok çalışırlar.
Ama bütün enayiler çalışkanlığı överler
*Çalışmadan bir hak gibi bahsedilmesi ve bunun anayasalara girmesi ne garip!
Çalışmak ne bir hak ne de bir ödevdir. Kötü bir kaderdir sadece. Sakat veya köle doğmak gibi.
İşte eski yunanlılar aynen böyle bakarlardı çalışmaya
*Yaşamak, çalışmak değildir. Sakatsanız sürüklenerek, emekleyerek de bir yerlere varabilirsiniz. Ama vah vah size! Yaşamanın amacı bir yerlere varmak değil ki.
Ya ne?
Takla atmak, yuvarlanmak, kanatlanmak, dans etmek….
Kendinden geçmek, içine gömülmek…
Durmak
Ve düşünmek
Çalışarak hayatını sürdürmek zorunda
Vah vah!
Kahpe dünya
Kör Talih
*Yaşamak ara sıra eziyetli bir hayattır doğrusu.
Çalışmak ise her zaman hayatsız bir eziyet.
*Para sokağa atılacak kadar değersiz bir şey değildir.
Ama çalışarak kazanılacak kadar da değerli hiç değildir.
*Para güvenlik, konfor, özgürlük ve mutluluk getirir. Ama ne fakirlerin hayal ettikleri, ne de zenginlerin uğrunda harcadıkları kadar.
İLERLEME
*Eski güzel günlere geri dönüşün artık mümkün olamayacağını anladığımız noktadan itibaren yürümek zorunda kaldığımız o acılarla dolu yola verdiğimiz şatafatlı isim.
…
KADER, KISMET, TALİH, HAYAT, ÇALIŞMAK
Hayatımızın yapı taşları rastlantılardır.
Kısmet denilen zillinin egemenliğini kabul edip rahat edeceğimize,
çaba denilen bir hödük ve akıl isminde bir snopla yola çıkarız hep.
Ve tabii çuvallarız.
Hayat tecrübelerin ne kadar azsa planların, programların ve prensiplerin o kadar çok olur.
-"Yat aşağı ve keyifle bekle," diyor Kısmet.
-"iyi veya Kötü her yazgının arkasında ben varım," diyor Ölüm.
Bunlardan daha ferah daha iyimser daha gönül açıcı başka ne olabilir?
Osmanlılar Büyük Filozoflardı.
Yine de
Hiçbir şey yapmayanların başına gelenler - kader
Bir şeyler yapanların başına gelenler ise - kısmettir.
Ona göre...
"Bu sizin için son çağrıdır".
Havaalanlarındaki bu anons dehşete düşürüyor beni.
"Bu sizin için son çağrıdır".
Nice filozofun kitabı, böylesine güçlü ifade taşıyan bir tek cümleden yoksun olduğu için unutuldu.
Para, sokağa atılacak kadar değersiz bir şey değildir.
Ama çalışarak kazanılacak kadar da değerli hiç değildir.
İlerleme:
Eski güzel günlere geri dönüşün artık mümkün olmayacağını anladığımız noktadan itibaren,
yürümek zorunda kaldığımız o acılarla dolu yola verdiğimiz şatafatlı isim.
Eskiden sadece çalışırken zamanımızı çalanlar, artık boş zamanımız için de rekabet halindeler.
Sinemaya mı gitsek, diskoya mı?
Yoksa ucuz bir tatille İtalya'ya mı?
Çünkü
Sırtını bir ağaca dayayıp yüzünü güneşe çevirmek Kapitalizme baş kaldırmaktır.
Uzanıp çimenlere bulutları seyretmek, kurulu düzene karşı en tehlikeli isyandır.
Herkes böyle beleşe kafa dinlerse Kapitalizm çöker.
Otel sahiplerinin, tur operatörlerinin, garsonların, komilerin velhasıl bütün sadık ve çalışkan kölelerin
üretme ve tüketme haklarını kimseye bedavaya yedirmez Kapitalizm.
Ve işte bu yüzden keser
mülkiyetini birilerine devredip
gölgesini satamayacağı her ağacı.
Avcı ve toplayıcı obalar günde iki saat çalışarak hayatta kalırlar.
Biz post-modernler ise günde on saat çalışarak iki yakamızı ancak ucu ucuna getirebiliyoruz.
Yirminci yüzyılın ilk yarısı pisipisine ölmekle geçti.
İkinci yarısı ise boşu boşuna çalışmakla.
Mutsuzluğunuzu azaltırsa bu bir ilaçtır.
Mutluluğunuzu arttırırsa uyuşturucu.
Mutluluk üstüne düşünmek, hele mutluluk için çabalamak kimseyi mutlu etmez.
Mutluluk her şeyden önce mutluluğu unutmaktır.
Gurur, beni benden ve bizden ve her şeyden ayıran şık ve mağrur bir duvardır.
Kimse eşit doğmaz.
Ama herkes eşit ölür.
İşte onun için ölüm, acı bir son değildir.
Hayatımızın yegane adil başlangıcı ve biricik fırsat eşitliğidir.
AŞK, EVLİLİK, İHANET
Fakir bir adam için karısı sahip olduğu tek şeydir.
Terketmek üzere olan kadının çektiği ilk silah kendi cinselliğidir;
ama o silahla genelde kendini vurur.
Evliliğin aşkı öldürdüğü söylenir.
Bu akılcıların tipik düz çizgili neden-sonuç yanılmalarından biridir.
Doğrusu şöyledir: aşkın beklenen ölümünün evlilik sırasında gerçekleşmesi
sık rastlanan bir tesadüftür sadece.
Aşkın ömrü zaten kısadır, ölümü de hep ama hep doğal nedenlerledir.
"Değişeceğim" sözü ilişkilerimizi düzeltmekte kullandığımız bir bozuk paradır.
...gerçekten aşık olamayanlar ve hiçbir zaman olamayacaklar aşkın tüm sorumluluğunu sadakat sanırlar.
Ne büyük yanılgı!
Aşkta oysa bir tek sorumluluk vardır...
Aşk.
Sadakat, saygı, ihanet, iffet...Bütün bunlar o sorumluluğu biraz daha sürdürmeye yarayan oyunlardır.
Sevmekten usanmak başkadır; sevmemek başka.
"Seni hala seviyorum sevgilim.Ama bu aralar sevmekten usandım".
Bu dili konuşan aşıklar ne kadar azdır.
Kendimizi her zaman bir papatya falına hapsederiz.
Seven erkek üç yılda, seven kadın ise yedi yılda bıkar.
Aşkın en barbat yanı da aradaki bu dört senedir zaten.
Tehlikeli bir ihanet oyununa başlayanlar sanırlar ki sadece kaybederlerse bir bedel ödeyecekler.
Halbuki tehlikeli ihanet oyunların ters bir kuralı vardır:
kazananlar her zaman kaybedenlerden daha çok bedel öderler.
Üstelik çoğu zaman herkesin ödeyeceği bedel apaçık ortadadır.
Tehlikeli oyunları bu kadar cazip kılan ise, bedellerin asla peşin istenmemesidir.
Kader, verdiği hazza kıyasla en fahiş bedeli işte bu yüzden ihanet oyuncularından talep eder.
Ve oyuncular en ağır senetleri çarçabuk imzalar ve atlarlar sahneye.
Ne doğrunun ne de yalanın yüzde yüzü yoktur.
Ama ben %80 ve üstüne müteşekkir olmayı;
%50 ve üstüne rıza göstermeyi;
%30 ile %50 arasına katlanmayı öğrendim.
Yoksa tek bir dostum veya sevgilim kalmazdı yahu.
Yalan ise %30 ve altından başlar.
İtiraf...
yepyeni ufak yalanlar söylenerek anlatılan eski bir yalandır.
Erkekler ve kadınlar affetmek ve unutmak konusunda da biraz farklıdırlar.
Erkek çabuk unutur; ama asla affetmez.
Kadın derhal afferder; ama asla unutmaz.
Unutmak değil - çünkü bu mümkün de değildir.
Ama hatırlamamaya çalışmak -işte bu hayatta erken kazanılması gereken bir meziyettir.
şu dünya için yorulmaya değer mi?
değmez.
ya öbür dünya için?
wallahi onun içinde değmez.
peki napalım?
hiç.
bir hasır serelim şuraya. biraz tütün, biraz kahve..
ve?
ve susalım.
yat aşağı
bulutları seyret
hiçbirşey yapma
herşey olmanın sırrı
işte bu.
katlanman gerekiyorsa katlanacaksın.
kapı açıksa çıkacaksın.
daha ne?
gelene uy.
gidene yapışma.
bi yerlere sıvışmak mı istiyosun?
poyrazsa güneye in
lodossa kuzeye çık.
esmiyor mu?
etrafına bir bakın. burası bugünü geçirmek için hiç de fena bir yer değil.
ya aylaklıktan sonrası?
orada da tanrı oturuor olmalı.
aylağın zır delisi gözünü oraya da diker.
nirvana dedikleri,satori dedikleri, "en'el hak" dedikleri de işte budur."
Basindan büyük bir ask geçmemis her kadin için bu bir eksikliktir
Basindan büyük bir ask geçmis her erkek için ise bu bir fazlalıktır. Erkegin hayatında belki bir aşka yer vardır. Kadının ise aşkından belki bir hayata... Erkekler deli gibi aşık olurlar, zamanla akıllanırlar. Kadınlar ise akıllı gibi aşık olurlar, zamanla delirirler. Aşk, kadını ve erkegi farklı etkiler.
Aşık olan kadının gözünde başka hiçbir şeyin değeri kalmaz. Aşık olan erkeğin gözünde ise herşey yeniden değerlenir. Çünkü aşık kadın "nasıl olsa bitecek" sezgisi ile hareket eder.. Aşık erkek ise "nasil olsa sonsuza dek sürecek" yanılgısıyla... Aşık kadınlar bu yüzden hep endişeli ve huzursuzdurlar; aşık erkekler ise melekler gibi dingin ve aptallar gibi bön. Aşık olmak erkeğe yakışır. Kadına asla. Kadına yakışan sadece aşktır. Aşksız bir erkek kendini kölesiz bir efendi gibi hisseder, aşksız bir kadin ise efendisiz bir köle. Kadın Ne Ister? Ne mi ister? Hepsini ister. Ve aynı anda. Peki erkekler ne ister? Hem sevgili karıları hem de haremleri olsun isterler. Peki neden korkarlar? Hem karısız hem de haremsiz kalmaktan korkarlar. Kadın erkeğinin kendisine kul köle olmasını ister; olunca da ondan nefret eder. Erkek ise kadının kendisine köle olmasını istemez; olunca da onu sever. Bir erkek kadından bıktığı için onu terk eder; bir kadın ise Erkeğinden sıkıldığı için.
Arada çok önemli bir fark var. Bir erkek doydugu için kadınından bıkar. Bir kadın ise doyamadığı için erkeğinden sıkılır. Kadın terk edildiği ve aldatıldığı zamanlarda, bir de boşanırken hiç tereddüt etmez. Kararlı, şuurlu ve son derece akıllı biçimde bütün strateji ve nokta hücumu taktikleriyle delirir. Delilik, kadınlarin aklıdır. Ve sadece bu özellikleri bile, onlarin erkeklerden daha üstün kabul edilmeleri için yeterli bir sebeptir. Kadınlar, sezgileriyle her şeyi bilirler. Erkekler ise akıllarıyla hiçbir şeyi bilemezler. Kadınlar her şeyi görürler. Göremediklerini duyarlar. Duyamadıklarını ise sezerler. Dişilik yalniz algı kapılarını degil, bütün telepati, sezgi, altıncı his ve üçüncü göz kapılarını açan, Mescaline, Psilosibin kadar güçlü bir iksirdir. Kadınların sezgileri o kadar olağanüstüdür ki, onları erkeklerden çok daha üstün saymamak için hiçbir neden yok. Sezgi de neymiş mi dediniz? Aklın eli, kolu, gözü, kulağı ve burnudur. Aklın dürbünü, pusulası ve radarıdır. şahini ve tazısıdır. Kapanı, tuzağı ve oltasıdır. Sezgi en kurnaz avcıdır. Sezgi olmasa ne bilim ne felsefe ne sanat olurdu. Akıl mı? Akil sezginin uşağıdır. O kadar.. Sezgileri yerine bilgileri ile hareket eden bilgiç kadinlar kadar itici yaratiklar düşünemem. Akıllıları ve kültürlüleri ise itici değillerdir ama sıkıcı olurlar çogu zaman. Kadına en çok yarayan ne akıl, ne bilgi, ne de kültürdür. Ince ve suh bir zekadır...
ZAMAN HIRSIZLARI
*Eskiden sadece çalışırken zamanımızı çalanlar, artık boş zamanımız için de rekabet halindeler.
Sinemaya mı gitsek, diskoya mı?
Yoksa ucuz bir turla İtalya’ya mı?
*Sırtını bir ağaca dayayıp yüzünü güneşe çevirmek Kapitalizme baş kaldırmaktır.
*Ne yapsak çalışanların dünyasından ayrılamayız artık. Dinlenirken ve eğlenirken bizler tüketiyoruz başkaları çalışıyor ve üretiyorlar
*Hayatın anlamı nedir diye….
Doğuya gittim – Eziyettir; Selametin için çalış dediler.
Batıya gittim – Çalışmaktır; Selametin için çek dediler.
Peki en büyük öğretmenler ne diyorlar?
Doğa ne diyor önce?
Acıdan kaç
İksirler ne diyor?
Hazza koş
Müzik ne diyor?
İşte haz
Aşk ne diyor?
Gel.
VERİMLİLİK VE İLERLEME
*Avcı ve toplayıcı obalar günde iki saat çalışarak hayatta kalırlar. Biz post-modernler ise günde on saat çalışarak iki yakamızı ancak ucu ucuna getirebiliyoruz.
*Kapitalist işadamları ve onların köle ruhlu profesörleri, boş zamanınızı işten arta kalan zamanınız olarak hesaplarlar.
*Mutsuzluğunuzu azaltırsa bu bir ilaçtır.
Mutluluğunuzu arttırırsa uyuşturucu
*”Din kitlelerin uyuşturucusudur” derdi geçen yüzyılın bir büyük bilgesi.
Bu geçti. Gelen yüzyılda uyuşturucular kitlelerin dini olacak
*Aylaklık; düşünmek, duymak ve yaşamak için bağdaş kurmaktır. Çalışmak ise bir gün bağdaş kurabilmek için boşu boşuna koşuşturmaktır.
Ya eşit olduklarını biliyorsan? O zaman siz tanrısınız.
*”Küçük , bedensel ve geçici hazları küçümseyerek Ruhsal, Büyük ve ilahi hazları arayan keşişlere , dervişlere , Hint’ten ve Rum’ dan ermişlere, Sufilere ,bilgelere sakın kanmayın” diye fısıldadı şeytan
Hazzı hep göklerde arayanlar yeryüzünde bulamayan kabızlardır. Bu arif ,aşık ve cümle evliya takımı işte böyledir. Kendi kabızlık ve kasvetlerine gizemli mazeretler ararlar aslında.
*Tahrik, edildikçe daha çok üstümüze varan bir beladır. Elde edilince de bütün büyüsü kaybolan bir zilli.
*Tahriklerden asla yüzüm kızarmaz ; tahrik olmamak utandırır beni.
*Tahriklerden kaçarsam yorgun düşeceğim; reddedersem pişman olacağım; dayanmaya çalışırsam yenileceğim. Ama ya tahrik olmazsam işte o zaman suçluyum.
*Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi sende başkalarına yapma.
Bu can sıkıntısından patlayan hımhımların ahlakıdır.
Sana yapılmasını istediklerini sende başkalarına yap.
Bu hazperestlerin, fırlamaların ve piçlerin ahlakıdır.
*Yaşamak… bir akıntıya kaptırmaktır.
Düşünmek ise akıntılara kafa tutmaktır.
Halat, çapa, kürek, motor, yelken,
Allah ne verdiyse artık
*Dans neşenin dile gelmesidir…
*Bu kadar aklı başında bir dünyada yaşayanlar için tek kurtuluş delirmek olmalı.
*Talihin pezevengi fırsattır
Onunla düzüşmek istiyorsanız önce fırsatı görmelisiniz
Kendini Tanı
*Kendimi bilmek ruhumu sıkıyor.
Kendini bilenler ise canımı.
*Kendini bilmek kendini hapsetmektir, ileri safhalarda tanrının işine karışmaktır; hatta şirk tir.
Kendin Olmak
“yola çıkıldığı an bulunur mu?”
“hemen o an ve o saat”
“nedir o bulunan?”
“Ananın …!”
Diye güldü ve devam etti
“Arayış içindesin oğlum ama bil ki kendilerini arayanlar iyi bir sevgili olamazlar. Seni arayanları sen de aramaya başlamışsan Büyük bir aşka hazırsın.
“Peki bu büyük bir aşka hazır adamlar kendilerini bulmuş adamlar mıdır?”
“Hayır kendilerini bulmak için en iyi yolun seni aramak olduğunu bulmuş adamlardır.
*Mutluluk üstüne düşünmek hele mutluluk için çabalamak kimseyi mutlu etmez.
Mutluluk her şeyden önce mutluluğu unutmaktır.
*Bu aralar mutluluğa hiç ihtiyacım olmadığı için galiba çok mutluyum.
*Yunancada mutluluk (eudamonia) sözünün içinde Şeytan (daimon) gizlidir. Bu bir tesadüf mü. Yoksa bu olağanüstü adamların bilgeliklerinin yeni bir zirvesimi? Eski yunanlılar için şeytan bize doğru yolu gösteren iç sesimize verdiğimiz isimdir. Bu demektir ki, Yunanca mutlu olmak istiyorsanız Şeytan’ı işin içine karıştırmalısınız
*Gavur dillerinde Şeytanın bir başka adı ise Lucifer’dir yani “Işık tutan” Bu gavurlar da bazen ne çok şey biliyorlar yahu.
*Kimse yalnızlığı sevmez. Neden?
Çünkü kendisi tanıdığı en can sıkıcı insandır.
*Yaşamın karşıt anlamı ölüm değildir.
Can sıkıntısıdır, dedim bir gün
O günden beri de canım çok sıkılıyor nedense
Tekrar mutluluk üzerine
*Aşırı mutlu olmamaktır mutlulukların en huzurlusu
*aşırı bir mutlulukta huzursuzluk vardır nedense. (Kaybedecek bir şeyler var çünkü)
Aşırı kederde ise huzur. (kaybedecek nasıl olsa bir şey kalmadı.)
Hayatın Yaşları
*”Kadınlar” dediğiniz an çocukluk bitmiş , gençlik başlamıştır
“Başarı” dediğiniz an gençlik bitmiş orta yaşlar başlamıştır.
“Zaman” dediğiniz an orta yaşlar bitmiş, yaşlılık başlamıştır.
*Gökdelenin tepesinden atlayan adama orta katların önünden geçerken sormuşlar: “Nasıl gidiyor?”
“Şimdilik iyi vallahi” demiş
Çok çalıştığımız orta yaşlarımız işte böyle geçer
Zaman ve Mutluluk
*İyimser ile kötümser arasındaki yegane fark vade farkıdır. Yoksa uzun vadede herkes iyimserdir.
Ölüm
*Kimse eşit doğmaz
Ama herkes eşit ölür
İşte onun için
Ölüm acı bir son değildir
Hayatımızın yegane adil başlangıcı ve biricik fırsat eşitliğidir
*Tanrı doğanları hayat; ölenleri ise cennet vaadi ile kandırıyor vallahi.
*Yaşarken ölümden korkma hakkımız var. Ama doğarken yaşamdan korkma hakkımız yok.
Haksızlık bu
*Doğarken kimse eşit doğmaz
Ölürken ise herkes eşit ölür.
Evliyalar, azizler ve peygamberler hariç. Onlar biraz daha iyi ölüyorlar (galiba)
*iyi doğmak, iyi yaşamak, iyi ölmek
Beyzadeler iyi doğarlar
Evliyalar ve azizler iyi ölürler
Hazperestler ve sanatçılarmı?
Onlar iyi yaşarlar
HAYYAMCA
BEN NE CAMİYE YARARIM
NE HAVRAYA
BİR BAŞKA HAMUR BENİMKİ
BAŞKA MAYA
YOKSUL GAVUR, ÇİRKİN OROSPU GİBİYİM.
NE DİN UMURUMDA, NE CENNET, NE DÜNYA
|
|
misoginist1 üyesi var. üyelik serbest. |